EŞME KİLİMLERİ

K İ L İ M

Dokumacılık çağlar öncesinde insanların örtünme, barınma ve doğa şartlarına karşı kendini muhafaza edebilmek için güncel, zaruri ihtiyaçlarından doğmuştur.

Dokumacılığın tarihi konusunda yapılan araştırmalar; araştırmacıları dokumacılıkta kullanılan hammaddelerin yaygın olarak yetiştiği bölgelerde tarih öncesi kültürler tarafından başlatıldığı ve geliştirildiği sonucuna götürmüştür.

Türklerde dokuma sanatı hayvancılığa bağlı olarak gelişmiştir. ilk örneklerini ise Uygur Türklerinde görüyoruz.11.yüzyıldan itibaren Orta Asya’dan Anadolu’ya gelerek yerleşen Türkler kendi birikimleri ve dokuma geleneklerini Anadolu’da süregelen dokuma geleneği ile birleştirerek dokuma sanatına yeni bir yapı ve canlılık kazandırmıştır.

Tarihimizde önemli yer tutan dokumalar kültürel birikimlerimizin sanatsal ifadeleridir. Anadolu’muzda geleneksel dokumalarımızı oluşturan kilim, cicim, zili gibi dokuma türleri yukarıda da belirttiğimiz gibi kültürel birikimlerimizin sanatsal ifadeleridir.

Dokuma türlerinden olan kilim, Anadolu’nun pek çok yöresinde kadınlar tarafından dokunmaktadır. Kilimcilik gerek dokunduğu bölgenin özelliklerini taşıması, kültür değerlerini yansıtması ve dokunduğu bölgeye ekonomik katkıda bulunması açısından yurdumuz için önemli bir uğraşıdır.

Kilimin ülkemizde yaygın olarak üretildiği yörelerden biri de ilçemizdir. Kilim yöremiz insanının hayata bakış açısıdır. Yöremizde kilim sadece bir yer yaygısı olarak düşünülmemektedir. Eşme Yörük kilimleri dokuyanların duygularının renk ve motiflerle ifadesidir. Yörük coşkularını, üzüntülerini renk ve motiflerle dile getirir. Kilim Yörük için çadırının en önemli eşyası, atının eğeri, yükünü taşıyan çuvalı yiyeceğini koyduğu heybesidir. Yörük kadını çocuğunu kilim üstünde dünyaya getirir. Kilim çocuğunun beşiğidir. Bu sebeplerden dolayı yöre halkı için kilim, sadece bir yer yaygısı değil geçmişidir, tarihidir.

Eşme kilimleri evlerde “Istar” denilen dik tezgâhlarda dokunur. Yöremizde tezgaha kilim ağacı da denir. Kız çocukları 7-8 yaşlarında annelerinin yanında tezgaha oturur ve kilim dokumaya başlar. Dokuduğu kilime duygularını, umutlarını, hayallerini katar. Yani kilimi hayatının bir parçası haline getirir. Yöremizde incelenen kilimlerde en yaygın olarak kullanılan renkler; kırmızı, lacivert, yeşil, kahverengi, siyah, beyaz ve mavi olarak belirlenmiştir. Yöremizde üretilen kilimlerde renk özelliği bakımından köyler arasında bir farklılığa rastlanmamaktadır. Eşme kilimlerinde motif zenginliği dikkat çekici bir özelliktir. Örneğin; tavşan topuğu motifi, elibenlide motifi veya bazı köylerde söylendiği gibi koçboynuzu motifi, tazı kuyruğu motifi ayak motifi gibi motifler bu zenginliğin bir göstergesidir. Kilimlerdeki motiflerin Yörük kökenli olduğu görülmektedir. Motiflerin Yörük kökenli olmasına karşılık motiflerin yörede bazı köylerde kendi benliklerini bulduğunu ve yöreye özgü kilimlerin oluştuğunu görmekteyiz. Örneğin; Altınbaş kiliminin yörenin özellikle Takmak köyünde üretilen Yörük kökenli bir kilim olduğunu ve geçmişteki renk ve motif özelliğini günümüzde de koruması bakımından büyük önem taşıdığı bilinmektedir.

Eşmede tezgâh başında insanların değil, motiflerin yarıştığını görürüz. Yanışlar desen olur kilimde, Anadolu’yu dolanır, Eşme’de noktalanır. Kilim dokuyanların yüreğini ortaya koyduğu bir ürün haline gelir. Örneğin; kırmızı renkle heyecanı, büyük bir sevgiyi, mavi ümidi, mor kederi, beyaz gelin gibi saflığı ve temizliği simgeler.

Yöremizde eskiden kendi ihtiyaçlarını karşılamak için dokumacılıkla uğraşılırken, günümüzde yöre halkı dokumacılığı aile bütçesine katkıda bulunmak, yöre ekonomisini canlandırmak amacıyla yapar duruma gelmiştir. Ticari amaçla yapılan kilim dokumacılığı geleneksel Eşme kilimlerinin renk kalitesini eski gelenekselliğinden uzaklaştırsa da motif gelenekselliğini korumuştur. Ticari amaçla yapılan kilim dokumacılığı Eşme kilimlerini Dünya dokumacılık literatüründe önemli bir yere sahip olmasını sağlamıştır. Geleneksel Türk dokumacılığının Dünyaya açılan kapısı olmuştur.

Eşme kilimleri ülkemiz turizm kaynakları açısından önemli bir yere sahiptir. Gerek turistik ve kültürel varlıklar içinde layık olduğu yeri alması, gerekse ülkemiz ekonomisine katkıda bulunması açısından bilinçli tanıtma politikaları izlenerek Dünya dokumacılık literatüründeki yeri sağlamlaştırılmalıdır. Bu amaçla 14–15 Mayıs 1994 tarihinden itibaren EŞME ULUSLAR ARASI KİLİM VE KÜLTÜR FESTİVALİ düzenlenmektedir. Gelenekselleşen festival etkinlikleri içinde yöre halkı Dünya halklarıyla kaynaşmakta dokumuş olduğu kilimlerini tanıtmaktadır. Ayrıca festival süresince ana tema kilim ve dokumacılık olmak üzere farklı konularda kültürel ve sanatsal etkinlikler sergilenmektedir. Son yıllarda yöre genelinde düşüş gösteren kilim üretiminin ve üreticisinin sorunları tartışılmakta ve çözüm yolları üretilmeye çalışılmaktadır. Haydi! Geçmişimiz, tarihimiz olan dokumacılığı, kilim dokumacılığını geçmişteki zenginliği ve renk cümbüşü ile gelecek kuşaklara taşıyalım.

Kudret AKAR-Emekli Öğretmen
Serpil ZENGİNSAN-Türk Dili ve Edebiyatı Öğrt.

 
 EŞME KİLİMLERİNDE OTANTİK ÜRETİM VE BUGÜNKÜ DEJENERASYON

Oğuz boylarımızın bazıları yaygı türü kilim, zili şat, varda gibi dokumalarıyla ün yapmıştır. Diğerleri ise kirkitli ve düğümlü dokumalarla ün yapmışlardır. Oğuz boylarının Anadolu'da yerleştikleri alanlara yaygı türü, yorgan türü hatta kefeni olarak kullandığı kilim türlerim 19.yüzyıla kadar dejenere etmeden taşıdığı sentetik boyanın yaygınlaşmasıyla dejenerasyona uğrattığı bir gerçektir. Oysaki Eşme kilimlerinin tarihten gelen bir kimliği vardır. XVI. Yüzyılda Ala-Yundlu Türkmen oymağının bir kolu Kula, Eşme, Banaz ovasında dağınık yaşıyor. Bir kısmı ise çadır ve yurtlarda Eşme'de yerleşik yaşıyordu. 2.Murat ve Fatih döneminde Ali Beğ 2.Beyazıt zamanında Ali Beğ'in oğulları Ahmed. Veys Beğ Osmanlı Sarayının ihtiyacı olan kilim, zili ve varda gibi yaygıları saraya teslim etmekle görevlidir. Yine 2.Beyazıt devrinde Oğuzların Bayat boyundan Eşme, Uşak arasında 25 vergi nüfuslu Boz-Guş adlı bir oymağın obaları arasında Kara-Bayat adlı bir oymak yorgan üstü görev gören çok büyük ebatlı kilimleri saraya teslim etmekle görevlidir. XVI. Yüzyılda oldukça mühim bir Yörük topluluğunun yaşadığı yer olan Eşme 2. Selim devrinde mekikli ve düz dokumaların, keçe yapımın merkezi olarak karşımıza çıkıyor. 2. Selim devrimde burada yem bir göç ile büyük bir Avşar oymağı çok ince keçeden çizmeler ve çok ince dokuma kilimden kaftanlar yapıyor. Bu oymak Öksüzler, Musacalu, Avşar. Afsar, Avsar olmak üzere beş obaya ayrılmıştır.
Saraç boyu daha ziyade keçe işleriyle ve ölüm anında taşımayı sağlayan sallara bağlanan kilim türünü üretmekle meşhurdur.

Eşme kilimlerinde saraya verilen ürünlerde atkı ve çözgüler daima yündür. Zahire çuvalları ve yaygı türlerinde kılı kullanmışlardır. Eşme, Uşak ve çevresi sarayı tatmin edecek kalitede ürünler vermesi XVI. Yüzyılda Ehl-i Hiref teşkilatında da yer almalarını sağlamışlardır.

Bugün Eşme kilimlerinde tarihten gelen o parlak doğal boyalı renkleri göremememize nedendir.

Tarihi kimliğinde Eşme kilimlerim incelediğimiz Eşme'de bitkisel, hayvansal ve topraksal kökenli doğal maddelerle boyamanın yapıldığım görüyoruz. En çok kullanılan renkler bakır kırmızısı ve alt tonları, saman şansı, çağla yeşili alt ve üst tonları, kök yeşil, mor, gri, portakal rengi ve alt tonları. Siyah hiçbir zaman kullanılmamıştır. Çeşitli bitkilerden, topraktan ve hayvansal madden elde edilen 650 renk bugün Eşme'de sentetik boyanın gelişiyle unutulup gitmiştir. Desenlerdeki yozlaşma da boya ve renkle birlikte gelmiştir.

Ayrıca Eşme kilimlerinin tarihten gelen kimliğinin kaybolmasına bir etken de Eşme'nin yerli halkının giderek başka iş alanlarına kaymış olmaları nedeniyle bu değerli üretim unutulmuştur. Ancak tamamen yok olmamıştır.

Tüccarlar ekonomik ve diğer bizce meçhul nedenlerle çok kazanma arzusuyla iç ve dış piyasayı ucuz otantik Eşme kilimlerinin yapısına aykırı kilimlerle doldurmuşlardır.

Çok tabiidir ki fiyatları da otantik üretime göre çok ucuzdur. Bu nedenle fiyatta bunlarla rekabet etmek mümkün değildir.

Ayrıca onların fiyatlarıyla da kilim dokuyucusuna ücret ödeyip otantik kalitede kilim dokumak mümkün değildir.

Burada özveri ile teşkilatlanıp özveri ile kaliteyi bozmayıp geleneksel dokumaya ulaşmak gerekir. Çok doğaldır ki bütün Eşme'de kilimlerin otantik çalışmağı mümkün değildir. Ancak ihraca yönelik kilim, sumak. Zili-,cicim gibi ürünlerin otantik çalışılması işsizliğin arttığı günümüzde pek çok kişiye yapağının yıkanmasından taranmasına ve dokumaya kadar, bitkilerin toplanmasından boya safhasına kadar pek çok kişiye iş yaratacaktır.

Ayrıca ihracat için zaruri olan kalitede düzelmesi Eşme kilimciliğinin tümünde etkin olacak duruma gelecektir. İhracat için yapılan imalat kontrolü sonuçta iç piyasadaki dejenere olma hareketini de önleyecektir.

            EŞME KİLİMLERİNİ TARİHİ KİMLİĞİNE KAVUŞTURMAK İÇİN;

1- İplik Hazırlama,
2- Motif,
3- Atölye sistemi,
4- Mamul Özellik,
5- Doğal boya,
6- Künyeleme (Kimlik)
Yapılması gerekir
Doç. Dr. Ayça ADALILAR

 

KİRKİTLİ DOKUMALARIMIZIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ VE ESKİ BİR EŞME KİLİMİNİN DESEN ANALİZİ

İnsanların dış etkilerden korunması, barınakların rahat yaşamayı sağlayacak ve aynı zamanda "güzel arayış" duygularım karşılayacak bir biçimde döşenmesi gibi önemli gereksinmelerim gideren dokumacılık, insanlığın en eski sanatlarından biridir.

"Sili (zili),cicim (cecim), kilim sumak gibi düz dokumaların ve halının dokunmasında, çözgüler arasından ve dokumanın enine geçirilen atkıları ve düğümleri döverek sıkıştırmaya yarayan ağaçtan, hayvan kemiklerlinden, hayvan dişlerinden ya da demirden yapılmış el gibi veya çatal gibi dişli araca KİRKİT ; bu aracın kullanılması ile elde edilen dokumalara KİRKİTLİ DOKUMALAR denilir.

Osmanlı saray tutanaklarında eyalet, vilayet, muhakeme sicillerinde ve muhakeme muhallefat kayıtlarında, sık sık "kilim" sözcüğüne de rastlanmaktadır.

L.Rasony "sili"nin Türkçe bir değiş olduğu görüşündedir. Oysa Asım Efendi Farsça "zilu" sözünü açıklarken; satrançlı palas ve kilimdir. Türkçe de değiştirilerek buna zil denmiştir. Küçüğüne ise ziliçe derler demektir. (Bürh.330)

Sumak sözcüğü çözgülerin atkılara sarılması   tekniğindeki yaygıların dokunduğu Güney Kafkasya'daki kasabalardan birinin adı olarak kabul edilmektedir.

Aşiret dokumaları köklü bir geleneğe göre imal edilmektedir. Kullanılan yanış ve kompozisyonlar aşiretlerin özelliklerine göre ayrılır. Kilim ve benzeri dokumalarda "im" adı verilen sembolik işaretlere sık sık rastlanır.

Türk sanatında birbirinden farklı dört süsleme türü görülmektedir.
1-Sembolik süsleme
2-Geometrik süsleme
3-Çiçek şeklinde süsleme
4-Kitabe ve yazı şeklinde süsleme

Bugün bir çok grup dağılmış olup, son elli yıldır gelişen ekonomik ve siyasi yenilikler yavaş yavaş fakat sürekli bir şekilde eski yapının yerini almaktadır. Değişim, ulaşımı kolay olan bölgelerde başlamakta. Ancak Anadolu'nun bazı çok sapa bölgelerinde hala eski yaşam biçimlerinde ısrar eden gruplara da rastlanmaktadır.

Böylece geçtiğimiz yıllarda daha önceden hiç tanınmayan bazı kilim tipleri görülmeye başlamıştır. Bunlar geleneksel tutumlarından dolayı daha önceleri kilim satmak istemeyen grupların ya da aracıların henüz ulaşamadığı bölgelerde yaşayan grupların kilimleridir.

100 yaşını aşmış tarihi bir Eşme kiliminin desen analizi yapılacaktır.
Yrd.Doç.Dr. İ. Çetin AYTAÇ

EŞME KİLİMCİLİĞİNİN SORUNLARINA BAKILDIĞINDA HALKININ KARŞILAŞTIĞI GÜÇLÜKLER

Kilim, el emeği üretilen, yöremizde sanayi dalma kavuşamamış, ancak günümüz sanayi imkanlarımdan faydalanılan ve üretilen bir el sanatıdır.

Halkımız bu üretimde aşama aşama aşağıda açıklamaya çalışacağımız işlemleri yapar. Kilim üretiminde yörede ISDAR adıyla bilmen tezgah kullanılır.

ISDAR'ın Parçalan:
A-İki adet yan ağacı
B-İki adet pazı
C-Bir adet kücü ağacı
D-Bir adet varan gelen (gelgit)
E-Geride kullanılan bir adet üst kazık, bir adet alt kazık
F-İki adet eriş(Elgi)in pazıya bağlanmasını sağlayan çubuk
G-Kirkit

Bu aletler kilim üretiminin demirbaş malzemeleri olup her evde bulunur. Eskiden ağaçtan yontularak yapılan bu aletler şimdi demirden imal edilmektedir.

Üretilecek kilim ve diğer ev ihtiyacı yaygıya göre ip ve boyama hazırlığına girişilir.

Yörede kullanılan ve üretilen yaygı çeşitleri:
1-Kilim
2-Zili çul
3-Namazla(seccade)
4-Çuval
5-Heybe
6-Torba
7-İteği
8-Dokuma yastık, olarak sayabiliriz.

Eskiden yörenin kendisine has örnekleri kullanılmakta iken son zamanlarda Türkiye'nin diğer bölgelerinden de gelen ve bazı pazarlarda değeri olan örnekler de yapılmaya başlanmıştır.

Yine eskiden elde hazırlanan ve Kirman'la eğrilen ip  Çıkrıkta bükülür ve boyaya hazırlanırdı. Şimdi genelde hazır fabrikada imal edilen ipler kullanılmaktadır.
Kilim iplikleri eskiden ilkel şartlarda boyanırken ve bazı boyalar doğada tabi olarak elde edilirken şimdi boyalı olarak gelmektedir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi bir yaygının meydana getirilişinde gerekli malzemelerin temininde zorluklar karşısında kalma cağı doğaldır.

Eskiden her evde çok değişik ve güzel örnekleri bulunan yöre geleneklerine göre camilere serilen kilim ve zililerle Türk zevki ve ruhunun ne kadar ince olduğu görülürdü.

Değişen hayat şartlan ülkenin dışarıya açılması, Avrupa ülkelerine gidip gelmeler, ve orada birinci- ikinci kuşakların yetişmesi, yörede üretilen kilimlerin ve diğer yaygıların dış pazarlara gönderilmeye başlaması, renk ve örnek seçiminde bir çok değişikliklerin doğmasına sebep olmuştur.
İsa GÜN

ANADOLU KADINI VE “EŞME” KİLİMLERİNDEKİ  MESAJ

Fert emeği ile başlayıp kolektif  bir faaliyet kaynağı haline gelen halk sanatlarını, el,ev ve çarşı sanatları diye üç kısma ayırabiliriz.

El sanatları Anadolu'nun çeşitli bölgelerine göre özel bir karakter taşırlar.

Bunların içinde semtlere göre belirgin olanları vardır. Örneğin: Mardin’in; iğne dantelleri, Gaziantep'in, Antep işleri  Bursa, Konya, Alaşehir oyaları, oyaları Eşme'nin Eşme Kilimleri, Sivas çoraptan vs.

El sanatları zamanında ferdin ve ailenin çeşitli ihtiyaçlarım içine alırdı. Bu sanatlar çokluk kadınlar tarafından yapıla geldiği için "Kadın Sanattan"" da denilebilir.

Bu işler her ne kadar gününde ihtiyaçları karşılamak maksadıyla yapılmakta ise de işçinin sanat kabiliyetim işlemesi, onun bir zevk ve hüner eseri haline koyar.

"Hiçbir alete, hiçbir modele, teknik mahiyette hiçbir tahsil ve terbiyeye malik olmayan Türkmen kızının, nekabili taklit nakışlarla müzeyyen çok nefis halılar vücuda getirilebilmesi, ancak bir sanat kabiliyetine malik olmasıyla izah olunabilir" diyen Rus araştırmacı "Mihaliof bundan yüzyıl önce bu övgüyü söylemiştir.

İşte bütün tarih boyunca görüyoruz ki, Türk kadını; çadırının kıl kiliminden sarayının döşemesine kadar her yerde ve her zaman evini güzelleştirmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve hayat mücadelesinde erkeğin yanında iktisadi bakımdan yer almak için, elinin emeğini ve ruhunun inceliğim el sanatlarına koymuş ve bu emekten daima şeref duymuştur.

Anadolu kadını, yaşam tarzım her zaman kilimlere yansıtmış... Bir üçgendir hayat... Öz, göz, söz olgunluğu ... Ve kadınca yaşantının dili... Kilim,..
Prof. Türkan SÖZÜDOĞRU